Home BiLGi BANKASI TÜRKÇE VE KELİME SERVETİMİZ

ANKET

En Çok Sevdiğiniz Yayın Hangisidir?
 
 
TÜRKÇE VE KELİME SERVETİMİZ PDF Yazdır e-Posta
Özkan NAMLI tarafından yazıldı.   
Cuma, 16 Aralık 2011 18:31

TÜRKÇE ve KELİME SERVETi

Dili kısaca tarif etmek istersek eğer, şöyle deriz : Dil insanlar arasında anlaşmayı sağlayan canlı bir varlıktır. Bir çok bilim adamımız dili farklı şekillerde tanımlamıştır; bunlardan bir kaçını söyleyecek olursak eğer, Muharrem ERGİN dili şöyle tanımlar : “Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabii bir vasıta, kendisine mahsus kanunları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık, temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış bir gizli antlaşmalar sistemi, seslerden örülmüş içtimai bir müessesedir.”  Dilin yüklendiği görevler bir medeniyet içerisinde büyüktür.  Bunun en önemli örneği, dilin nesiller arasında kültür taşıyıcılığı yapmasıdır. Doğan AKSAN dil ile ilgili olarak söyle der: “ İnsanoğlunun dili, yalnız, onun konuşabilmesi, düşündüğünü başkalarına iletebilmesi demek değildir. Dil dediğimiz düzen insanın gözüdür, beynidir; düşüncesi, ruhudur. Ama insan beyninin nasıl gizli yönleri, bilinmeyen noktaları varsa, dilin de çözümlenemeyen, apaçık ortaya konamayan birçok yönü vardır. Özellikle işleyişi, ruhla, mantıkla olan ilişkisi açısından.”  Dil, elbette ki insan için deneyim, yaşayış biçimi, ruhi durum ve mantıksal çerçevede yaşanan olayların yansımasıdır.

Elbette her dilin kendi içinde bir işleyiş, düşünüş ve yaşama tarzı vardır. Her dilin temelinde yatan mantık budur. Bu mantık Türkçe içinde geçerlidir. Türkçe, üzerinde düşünüldüğü zaman çok eski bir medeniyetin ürünü olduğunu hemen kişiye kanıtlar. Nilgün ÇELEBİ Türkçenin mantıksal çerçevesini tarif ederken şunları söyler: “Dil; yapısıyla, kural ve kaynaklarıyla yüzyıllara meydan okur. Türk dili de bir mantıksal dizge olarak hep olagelmiştir. Türk dilinin nasıl olduğunu öğrenebileceğimiz dilbilim kitaplarımız vardır. Öznenin başta yüklemin sonda durması gerektiğini öğreten öğretmenlere, Tanrı’ya şükür sahibizdir. Bu Türkçe mantıksaldır, tutarlıdır, makuldür; bu Türkçe’nin öğeleri ve kuralları birbiriyle uyumludur. Bu Türkçe estetik açıdan güzeldir. Türk dili tarih ve kültür nehrimizin içinde aktığı yataktır.”   Nilgün Çelebi’nin de dediği gibi böyle derin bir kültür birikimine sahip olan bir dilin, kelime serveti bir hayli çok, bir hayli de köklü olmalıdır.
Bu kadar köklü ve derin bir dile sahip olan, şu anda bunu kullanan milletimiz dilimizi nasıl kullanmakta, gereken özeni göstermekte midir? Bu soruya verilecek cevap biraz vahim olmakla beraber, hayır! Evet günümüzde Türkçemize gereken özen gösterilmemekte, gerektiği kadar dil kullanımında milletimiz ince eleyip sık dokumamaktadır. Bu gün sokaklara baktığımız vakit, bir çok dükkan ve mağaza isimlerinin yabancı (genel olarak İngilizce) olduğunu görürüz. Peki neden yabancı ad koyma gereği duyulmaktadır? Düşünüldüğü zaman altından çıkan genel yargı, toplumun Avrupa ve Amerika gibi medeniyetlere özendirilmiş olmasıdır. Kendi kültürü içinde kendini ifade edecek bir ad bulamayan toplum kendini artık İngilizce ifade etmeye çalışmaktadır. Bu durum temelde incelendiği zaman ya aileden gelen eğitim ya da okullarda verilen eğitim ile ilişkilendirilebilir.  Mümin KÖKSOY konuyla ilgili olarak İngilizce ve diğer dillere merakı şöyle değerlendirir: “Bu durumu yaratanlar bilimci, eğitimci, yönetici üçlüsüdür.”  Konu derinlemesine düşünüldüğü zaman kelime servetimizin yok edilmeye çalışıldığını, yozlaşmış bir kültür dili kullanır hale getirilmeye çalışıldığımızı hemen anlamak zor değildir. Düşünelim ki bir dil kullanıyoruz 100 yıl ya da 1000 yıl öncesiyle hiç kelime ilgisi olmayan bir dil. Bu kullandığımız dil bizim dilimiz mi olur? Ya da bizim kültürümüzü içinde taşıyan bir dil mi? Kesinlikle hayır! Bir medeniyetin çöküşü, medeniyet içi kişiler arasındaki bağı koparmakla olur. Bir medeniyet içinde kişilerin arasındaki tek ortak bağ vardır ki o da ortak kelime servetidir. Bunu kaybeden bir medeniyet muhakkak ki bir birine düşecek, yok olma yolunda ilerleyecektir.

Günümüz eğitimcileri ve ortak kelime servetini arttırma konusunda  görevlilere yoğun işler düşmektedir. Musa ÇİFTÇİ kelime serveti hakkında şöyle der: “Söz varlığı, bir dilin zenginliği için çok önemlidir.Bir dilin zenginliğinin belirlenmesinde en önemli etkenin kelime serveti olduğunu belirtmektedir.  Kelime servetini insan organlarından beyine benzetebiliriz. Dil içinde anlamsal bütünlüğü koruyan, dile yön veren kelime servetidir. Bu yönüyle kelime serveti, dilin düşünen organıdır. Söz  varlığı olmadan bir dilin varlığından söz edilemez. Dilin temel yapı taşı, dilin tekamülü noktasında, elbetteki söz varlığı ve onun işlenme sıklığıdır. Doğan AKSAN söz varlığını şöyle tarif etmiştir: “Temel söz varlığı, yabancı kelimeler, deyimler, atasözleri, ilişki sözleri, kalıplaşmış sözler, terimler, çeviri kelimeler, doldurma sözler, argo, jargon.”  Doğan AKSAN’ ın da dediği gibi kişinin sahip olduğu aktif ya da pasif tüm kelimelere biz kelime serveti diyebiliriz. Kelime servetinin öğretimi ve aktif kelime serveti ile pasif kelime serveti hakkında Celal DEMİR şunları söyler: “Kişinin aktif kelime serveti ile pasif kelime serveti arasındaki  fark büyükse  eğitiminde  büyük  sorun var demektir; çünkü bu durum,  dinlediğini ve okuduğunu anlayan; ama derdini  anlatamayan bir insan tipi ortaya koyuyor. Bu  olumsuzluk,  eğitim kurumlarımızda maalesef çok açık  görülmektedir. Çocuklarımız dersleri dinlerken  öğretmenlerini anlayabilmekte, yaşayan Türkçeyle yazılmışsa, okuduklarını da  anlayabilmektedirler. Ancak  anlatma (yazma ve konuşma) konusunda sıkıntıları vardır. Düşünceleri hangi kategoride ve hangi alanla ilgili  olursa olsun, onları bildik kelimelerle,  beylik sözlerle anlatmaya çalışmaktadırlar. Bu olumsuzluğun en önemli nedeni  eğitim-öğretim kurumlarımızda Türkçe öğretiminin iyi yapılamamasıdır. Türkçe öğretiminin “ciddî bir iş” olduğunu kabul etmek yetmez; eğitim öğretimin herhangi bir kademesinde görevi veya yetkisi olan herkesin bunu  ciddî bir iş olarak yapması gerekir.”  Üzerinde ciddiyetle durulması gereken konu budur. Türkçe Öğretimi! Çünkü Türkçeyi tam anlamıyla bilmeyen bir öğrenci diğer derslerde de tam anlamıyla bir performans gösteremeyecek dinlediği dersi anlamayacaktır.
Türkçe dersleri üstünkörü geçilmemelidir. Dersin derin yapısı, öğrenciye kavratılmalı, kelimelerin zihin içinde nerelere tekabül edeceği de iyice öğrenciye sezdirilmelidir. Bilindiği gibi kullanılan kelimenin beyin içinde ne ifade ettiği çok önemli bir husustur. Çünkü dil ve dili oluşturan kelimeler iletişimde çok önemli bir faktördür. Konuşucu ve dinleyici arasındaki dilbilimsel yakınlığı Wolfgang HERRLİTZ şöyle anlatır: “Eğer bir konuşucu, dinleyicinin tanımadığı bir kodu (mesela İngilizce yi) kullanırsa, hiçbir iletişim hasıl olmaz. Böyle durumlarda, konuşucunun ve dinleyicinin kodlarına hakim olan birinden tercüme etmesini rica etmek mecburiyeti vardır.”  Bu yüzden anlatıcı ve dinleyici arasındaki iletişimin tam anlamıyla yerine gelmesi için kelime servetine iletişimde olan kişilerin hakim olması gerekmektedir.
Türkçenin kelime serveti bakımından zengin, herkesçe bu servetin ortak bir kullanımla geliştiriliyor olgunlaştırılıyor olması demek, Türkçenin sanat, felsefe, bilim, ekonomi gibi bir medeniyetin kalkınma açısından gözbebekleri olan alanlarda gelişmesi demektir. Medeniyetin gelişmişliği dili ile doğru orantılıdır. Çünkü insanlar bildikleri yani sahip oldukları kelime serveti ile düşünürler, düşünce ve duygularını aksederler. Konuya ilişkin olarak Safvet SENİH şunları söyler: “Kelimesiz düşünmek imkânsız olduğuna göre,  kelime bilgisi çok mühim demektir. Thomas  Sheriden: ‘Fikirle kelime arasında öyle yakın bir alâka vardır ki, birindeki eksiklik veya hata , diğerinde kendisini derhâl belli eder’ der. Dil âlimi Dr. Wilfred Wunk şöyle der: ‘Riyazi bir kat’iyetle söyleyebiliriz ki, kelime bilgisi arttıkça insanın düşünme melekesi de kuvvetlenir.’ Başka bir dil bilgini Norman  Lewis ise şöyle der: ‘Kelime bilginizin hududu, zekânızın hududunu tespit eder. Kelime bilginiz arttıkça zekânız da artacaktır.”  Kelimeler insanların hayata bakışları, sosyal çevreleridir. İnsan ne kadar çok kelime ile hayata bakabiliyorsa, hayattan o kadar çok anlam çıkarır. Düşününüz ki günümüz Türkiye’sinde her birey 40.000 kelime biliyor olsaydı acaba şu anda Türkiye nasıl bir durumda olurdu. Kelime serveti günümüz Türkçesini kullanan insanların, hele hele Türkçeyi öğretmekle görevli kişilerin Türkçenin kelime servetini arttırmak ve öğretmek hususunu hayat gayeleri haline getirmesi gerekmektedir.
Kelime servetinin artmasının kişiyi uğrattığı değişiklikler ve yararları hakkında Zeynep ÇETİNKAYA şöyle der: Bir insanın kullandığı sözcüklerin tümüne sözcük dağarcığı (kelime serveti) denir. Sözcük Dağarcığındaki sözcük ve kavramlar ne kadar zengin olursa duygu, düşünce, izlenim ve tasarımların ifadesi o kadar iyi olur. Sözcük dağarcığı birikim sonucunda oluşmaktadır. İnsanların sözcük yönünden zengin bir birikime sahip olması için sözcük öğrenimine önem verilmesi gerekmektedir. Okullarda bunun için en verimli ortam Türkçe dersleridir. Türkçe derslerinde amaç, dilin dört yönü olan dinleme, okuma, konuşma ve yazma becerilerini geliştirmektir.  Türkçe derslerinin ne kadar önem verilmesi gereken bir ders olduğunu Çetinkaya, bir kez daha bu makalesinde vurgulamıştır. Özellikle kelime servet artırımının yapılabileceği bir ders olduğunu vurgulaması yönünden önem arz etmektedir.
Osman GÖKER zihinde oluşan düşünce ve kelime ikilemi hakkında şöyle der: “Düşüncelerimizi dil kalıplarına; kelimelere ve cümlelere dökerek başkalarına aktarabiliriz. Konuşan kişinin kullandığı kelimenin karşılığı olan varlık, dinleyenin beyninde ancak kelimenin marifetiyle belirir. Kelimeler, düşünme, fikir üretme aracıdır. Düşünce kelimelerle doğar, düşünceden arınmış bir kelime, kelimeden arınmış bir düşünce olamaz.  İnsan zihnindeki bir düşünceyi kelimeler vasıtasıyla paylaşır, o düşünce ekseninde yapılan fikir mülahazası ekseninde elbetteki zihindeki fikrin farklı yönleri görülür ve doğal olarak da kelimeler sayesinde fikirler geliştirilir; medenileşme ve yenileşme noktasında yeni bakış açıları türetilmiş yeni adımlar atılmaya başlanmış olur.
Doğan AKSAN Türkçenin kelime türetmeye ne kadar elverişli bir dil olduğu hakkında şöyle der: “ Türkçede türetmede görev alan öğelerin sayısı da çok yüksektir. Bugün yalnızca Türkiye Türkçesinde türetmeye yarayan biçimbirimlerin (gı, -ci, -lık, -sız…gibi) sayısının 100’ü geçtiği görülmüştür; ki, her ne kadar karşılaştırmalı bir sayım yapılmamışsa da bu sayıyı başka bir dilde bulmanın kolay olamayacağını sanıyoruz. Bu birimlerin her birinin birden çok görevi yüklendiği de göz önünde tutulursa Türkçenin anlatım gücü üzerinde, aydınlatıcı bir gerçek ortaya çıkar.”  Doğan AKSAN’ ın da dediği gibi Türkçe gereken önemi gördüğü zaman bu dili kullanan kişilerde yeni ufuklar açacak, karşılıklı fikir mülahazalarında yeni dünyalara  götürecektir.
Türkiyede yetişen genç neslin kelime serveti bakımından zengin olduğu söylenemez. Okulöncesi eğitim ve okul döneminde yapılan araştırmalardan yola çıkarak bu konuyla ilgili Mehmet DOĞAN şunları söyler: “Dünyanın gelişmiş ülkelerindeki çocuklar 2 bin-2 bin 500 kelime ile yetişirken maalesef ülkemizde bu sayı 500’ü geçmemektedir. Dolayısıyla 500 kelime hazinesi olan bir çocukla 2 bin 500 kelime hazinesi olan bir çocuğun zihin kapasitesi arasında çok büyük fark vardır. Acı bir gerçektir ki; ülkemizde üniversite mezunu gençlerimizin çoğu bugün dilekçe yazmaktan bile acizdir.”  Mehmed DOĞAN’ın yaptığı analiz doğru ve yerinde olmakla beraber; suçu yetişen genç nesle değil yetiştiren, Türkçe öğretmekten sorumlu kişilerde aramak yerinde olacaktır. Unutmamak gerekli ki her nesil kendinden önceki neslin hatalarının yükünü omuzlarında taşır.
Kelime servetimizi arttırmak öncelikle çocuğun ilk duymaya, taklit etmeye başladığı yer olan ailelerin bilinçli bir Türkçe kullanıcı olmasından geçer. Daha sonraki dönem olan okul ve okul kitaplarının kelime servetleri, çocuğun dil konusunda kendini geliştirmesine yardımcı olacak başlıca etkendir. Yavuz Bülent BAKİLER’in konuyla ilgili tespiti düşündürücü ve üzücüdür: “ABD’de ilk eğitim kitaplarında 71 bin, İngiltere’de 70 bin kelime var. Türkiye’de ilk eğitimdeki ders kitaplarındaki kelime sayısı ise 7 bindir.”  Kelimelerin düşünme ve düşünceyi geliştirme konusundaki önemini düşününce durumun ne kadar vahim olduğunu anlamak hiç de zor değildir. ABD de 70 bin kelime görüp ya da İngiltere’de 71 bin kelime görüp hayatı çocuksu iç dünyasında değerlendirmeye çalışan bir çocukla Türk çocuğunun 7 bin kelime ile hayatı değerlendirip yorumlamaya çalışması elbette aynı kapıya çıkmayacaktır. Konu bu yönüyle düşünüldüğü zaman oldukça üzücü sonuçlar çıkmaktadır.
İdris KARAKUŞ yaş gruplarına göre konuşulması gereken ideal kelime sayısı istatistikleri hakkında şu tespiti yapmıştır: “İngilizler ve Almanlar okul öncesi çocuklarına 2000 kelime, 7-12 yaş grubundaki çocuklarına en az 5000 kelime öğretmeyi hedeflemektedir. Bir insanın günlük hayatında azami 3000 kelime kullandığını, kültürlü bir insanın kelime dağarcığında yaklaşık olarak 22000-27000 kelime bulundurmasının ve kullanmasının gerektiğini, kendini yetiştirmiş bir insanın ise 40000 kelime bilmesi gerektiğini  tespit etmişler ve eğitimde hedef göstermişlerdir. Kelime dağarcığında bulundurulması gereken hedef kelime sayısını yaş gruplarına göre şöyle tespit edebiliriz:

    0-6 Yaş Grubu: 2000-3000 kelime
    7-12 Yaş Grubu: 5000 kelime
    13-18 Yaş Grubu: 20000 kelime
    19-Artı Yaş Grubu: 35000 kelime. (Rakamlar kesin olarak kabul edilmemelidir.) 
İlk okullarımızın ders kitapları incelendiği taktirde görülecektir ki; ders kitapları kelime serveti bakımından oldukça yetersizdir. Hayati YILMAZ ders kitaplarını incelemiş ve kelime ve cümle kadrosu yönünden yeterli olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Öğrencinin ailesinden sonra kelime servetini arttıracağı biricik öğrenim kaynağı olan okulların ders kitaplarının da yetersiz olması, Türkçeye ve kelime servetine devlet olarak verdiğimiz önemi göstermektedir. İdrak edilemeyen tek nokta, öğrenciyi dil ve kelime servetine kanalize etmeden, öğrenciden verim beklemektir. Unutulmaması gereken nokta şudur: Kişi ne kadar çok kelimeyle düşünüp konuşabiliyorsa zihnindeki fikri o kadar kolay paylaşabilir. Bu da globalleşen dünyadan geri kalmamak, medenileşmek anlamına gelmektedir.
Okul öncesi dil çalışmalarında çocuklar için yapılması gerekenler hakkında Seda GÖKMEN şöyle der: “ Çocuk dili çalışmalarında, çocukların ilgili yaş gruplarında neleri bildiklerinden hareket edilmesi ve onların sözvarlıklarının betimlenmesinin en önemli dönütü, okul öncesi döneme ilişkin olarak hazırlanması planlanan eğitici ya da eğlendirici amaçlı çalışmalara yol gösterici nitelikler taşımasıdır. Bunun tam tersi olarak da okul öncesi döneme ilişkin olarak hazırlanmış olan eğitim kitaplarında, çocukların neleri bildiklerinden hareket edildiğinin ve nelerin öğretilmesi gerektiğine dönük sunumların belirlenmesi ve bu iki yönlü gözlemlerin karşılaştırılması gerekmektedir.”  Gökmen’in de dediği gibi dil öğretiminde, dili öğrenecek kişinin kelime serveti baz alınmalıdır. Bu Türkçe öğretiminin genel kurallarından biri olmalıdır ki, öğrenci dilin temellerini sağlamlaştırdıkça üzerine ne kadar ağır metinler verilse bile öğrenci bunların altından kalkabilecek hale gelmelidir.
Ülkemizde okutulan ders kitapları üzerine genel bir değerlendirme yapan İlyas Yazar konuyla ilgili olarak şöyle der: “Ders kitapları öğrenci için bir zorunluluk olmamalı; aksine onun istekle ulaşabileceği, öğrenme merakını giderebileceği ve öğrendiklerini uygulama istencini yaratan bir kaynak konumunda olmalıdır. Ders kitabının eğitsel ve bilimsel değeri ne kadar anlamlı ve gelişmiş bir şekilde kurgulanırsa, bu değerin sunulma biçimi, görsel sunumlar da aslında öğrenci ile kitap arasındaki ilk iletişim sağlanmasında o derece etkili ve önemli olmalıdır.”  Ders kitapları gereğinden daha fazla ilgi ve alaka ile öğrenci önüne sürülmelidir. Unutulmamalıdır ki bir dönem öğrenici olan kişiler aldıkları eğitim çerçevesinde gelecek bir dönemde öğretici olacak kişilerdir.
Ders kitapları amaçlara uygun hale gelirken içinde mühim olarak dikkat edilmesi gereken  yukarda da anlattığımız gibi kelime servetidir. Öğrencilere kapasiteleri ve kapasitelerinin üstünde alabilecekleri kadar kelime serveti ders kitapları içinde bulundurulursa istenilen amaca daha çabuk ve kolay erişilecektir.
Türkçe Eğitim Programında  kelime servetini geliştirme ile ilgili olarak şu maddelere dikkat çekilmiştir. Bu maddeler şöyledir:
Genel amaçlar ile ilgili olanlar:
•   Türlü etkinliklerle öğrencilerin kelime dağarcığını zenginleştirmek.
•   Onlara, görüp izlediklerini, dinlediklerini, okuduklarını, incelediklerini ve düşündüklerini, tasarladıklarını söz ya da yazı ile doğru ve amaca uygun olarak anlatma becerileri ve alışkanlığı kazandırmak.


Anlama Tekniği ile ilgili olanlar:
•   Düzeyine uygun anlama etkinlikleri gerçekleştirirken kelime dağarcığını Türk Dil İnkılâbı doğrultusunda geliştirebilmek.
•   Bir yazıdaki kelimelerin gerçek, mecaz anlamlarını kavrayabilmek, kelime gruplarını, benzetmeleri, atasözlerini çözümleyebilmek.
Sözlü anlatım tekniği bakımından:
•   Doğru ve düzgün konuşabilmek.
•   Gördüğü, yaşadığı olaylar üzerindeki duygu ve düşüncelerini anlatabilmek.
Yazılı anlatım tekniği ile ilgili olanlar:
•   Düzeyine uygun kelime grupları, atasözleri, özdeyiş ve deyimleri açıklayabilmek.
•   Türlü yapılı cümlelerle doğru olarak paragraflar kurabilmek.
Okuma tekniği ile ilgili olanlar:
•   Ortalama 150-200 kelimelik bir fikir yazısını, 350-450 kelimelik öykü yazısını anlamlı olarak okuyabilmek. (6.sınıflar için) 
•  Ortalama 200-300 kelimelik bir fikir yazısını, 400-500 kelimelik öykü yazısını anlamlı olarak okuyabilmek. (7.sınıflar için)
•  Ortalama 250-300 kelimelik bir fikir yazısını, 450-550 kelimelik öykü yazısını anlamlı olarak okuyabilmek. (8.sınıflar için)
Bu hedeflere ulaşmak için yapılması gereken nedir? Elbette bu hedeflere ulaşmak için geçilecek biricik yol Türkçe ders kitaplarındaki metinlerdir. Derslerde incelenecek olan metinler ile öğrencinin kelime servetini arttırmak amaçlanır. Farklı ve zengin kelimeli metinler öğrenciyi düşündürmeye sevk edecek düşünen öğrencinin kelime servetine ister istemez yeni kelimeler eklenecektir. Konuyla ilgili olarak Celal DEMİR şöyle söyler: “Bir kişinin,  birikimini   bize anlatabilmesi için aktif hâle getirilmiş bir kelime servetine  ihtiyacı vardır. Paylaşılmayan   birikimin ise,  toplumsal açıdan hiçbir değeri yoktur. Yani sizin bilginiz benim anlayabildiğim  kadardır veya siz, kendinizi  bana anlatabildiğiniz kadar bilgilisiniz. Bunu çok bilinen bir sözle ifade etmek istiyorum: “Denizin  ikimize  ait olması bir şey ifade etmez. Çünkü onu paylaşacak kabımız yok!” Şu hâlde iletişim zenginliği kelime zenginliğine bağlıdır. Bu nedenle eğitim öğretimin her kademesinde, geçici veya daimi, her programa  kişisel kelime servetini artırmaya yönelik  açık ve anlaşılır hedefler koymak zorundayız.”  Celal DEMİR’in de söylediği gibi eğer olgun bir medeniyet olgun bir kültür seviyesine ulaşmak istiyorsak kişileri düşündürmek zorundayız. Düşünce de kişinin kelime servetinin elverdiği kadar ilerleyebiliyorsa, yapılması gereken öncelikli iş kişilerin kelime servetini arttırmaktır. Bunu da yapabileceğimiz tek yer, kişilerin hayatı tanımaya, geçmişini ve gününü öğrenmeye başladığı tek yer olan okullardır. Eğer okul ders kitaplarına hedefe yönelik, kelime serveti zengin metinler koyulursa istenilen seviye hiç de uzaklarda olmayacaktır.
Avrupa ülkelerinden birkaç örnek verecek olursak:
M.Fevzi Aksari ile Tayfur Köksal, Almanya’da öğrenim gören birinci ve beşinci sınıf öğrencilerinin temel kelime servetleri ile öğrenimleri için gerekli olan kelimelere yönelik bir araştırma yapmışlardır. Araştırmacılar, ses kaydı yoluyla elde ettikleri 2180 kelimeyi müfredat programında yer alan ünitelere göre tasnif etmişler, gramatikal olarak da (fiil, sıfat, edat gibi) bölümlendirmeler yapmışlardır.  Avrupa ülkeleri kelime serveti ve dil üzerine yoğunlaşmaları bizim kadar yeni değildir. Onlar kültürün dil ile paralellik taşıdığını erken fark etmişler ve yetişen nesli buna göre yönlendirmeyi bilmişlerdir.
Necati Baykoç ile Meziyet Ari tarafından yapılan “12-30 Aylık Türk Çocuklarında Dilin kazanımı” konulu çalışmada ise sözü edilen yaştaki çocukların dil kazanımlarındaki aşamalar incelenmiştir. Çalışmada görüşme, gözlem, ses kaydı ve not tutma yöntemleri kullanılmış; ifadelerdeki hece sayıları, cümledeki kelime sayıları, kullanılan kelimelerin nitelikleri, kelime birleşimlerinin dil bilgisi yönünden dağılımları, eylem kiplerinin kullanımları, zarf ve ünlem kazanımı ve çekim eklerinin kullanımı ele alınarak çocukların bunları hangi sırayla ve hangi aylarda kazandıkları tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda bir kelime listesi çıkarılmamıştır. Ancak“17-18 aylık çocukların 100 kelime bildikleri” gibi sayılar verilmiştir. Bu yönüyle araştırmacıların sözü edilen çalışması, kelime serveti araştırmalarına kaynaklık etme özelliği göstermektedir.  Bizde yeni tarihli olan bu çalışmalar sayesinde en azından öğrendiğimiz bir şey vardır ki oda: Batı kadar kelime serveti üzerine hassas olmadığımızdır.

Sonuç: Dil ve dilin kullanımı, kelime servetinin artırımı konusunda batı kadar hassas olmadığımız bir gerçektir. Celal DEMİR konuyla ilgili olarak Türkçe/ Edebiyat Eğitimi ve Kişisel Kelime Serveti adlı makalesinde şöyle bahseder: “İnsanımızın yaş gruplarına göre,  öğrenim düzeylerine göre,  bölgelerimizin  sosyo-ekonomik ve kültürel kalkınmışlığına göre kişisel kelime servetinin ne kadar / hangi aralıkta  olması ve  hangi kelimelerden oluşması gerektiği konusunda ortak bir düşüncemiz (konsept) yoktur. Hedef  belli değilse yapılan ölçme ve değerlendirmeler  de  gerçerli ve güvenilir  olamaz. Gerek ders kitapları yönetmeliğinde  gerek ders programlarında ve gerekse program kılavuzlarında öğrencinin kişisel kelime servetiyle ilgili  alt ve üst sınırlar konusunda hedefler açık ve net bir şekilde belirtilmemiştir.  Yani  “12-15 yaş grubundaki bir öğrencinin  aktif / pasif kelime serveti şu aralıkta olmalı.”  biçiminde bir hedef, eski programda (1981 programı)  yoktu. Yeni programda da maalesef  yoktur. "1981 programında belirlenmiş olan hedef davranışların ne kadar sürede kazandırılacağı, her yaş grubuna ne kadar kelime öğretileceği gibi hususlara yer verilmemiştir." (Calp, 2005, 30). 2005 Türkçe Dersi Öğretim Programında ise birinci kademe için, dinleme eğitimiyle ilgili 52 hedef, okuma eğitimiyle ilgili 25 hedef olmak üzere 270 civarında hedef belirlenmiştir (Coşkun, 2005, 434).Bunlardan sadece 7 tanesi kelime servetinin geliştirilmesine yönelik hedeflerdir.Kişisel kelime servetinin sadece okumayla geliştirileceği düşünülmüş olmalı ki bu hedefler okuma eğitimiyle ilgili hedeflerin arasına serpiştirilmiştir.”  Kelime servetinin arttırımında okumanın rolü büyüktür.
Burada deyinilmesi gereken hususi konu ülkemizde kelime serveti ile ilgili çalışmaların Batıya göre oldukça sığ kalmasıdır. Ders kitaplarımızda metin zenginliğinin olmayışı ve kitle hedefinin yapılmayışı sebebiyle kelime servetini arttırımda problemler çıkmaktadır. Ders kitabının hitap edeceği kitlenin kapasitesi, hayata bakış açısı, öğrenim gücü, yaşı gibi konular kitapların basımında öncelikli konular olmalıdır.
“Kitap okuma alışkanlıklarını kazandırmaya okul öncesi dönemden başlanmalı, kitabın  içerik, resimleme, fiziksel özellikler yönünden çocuklara uygun olmasına dikkat edilmelidir. Okul öncesi dönemde bol resimli ve az yazılı, ilköğretim döneminde ise çocuğun okumayı öğrenmesine paralel olarak az resimli çok yazılı kitaplar çocuğa sunulmalı, kitaplarda ele alınan konu çocuk için ilgi çekici olmalıdır. Kitap tanıtma, kitap sergi ve fuarlarına götürme, kütüphane gezileri düzenleme, farklı türlerde yazan yazarları konuk etme, kitaplık oluşturma ve matbaaya gezi düzenleme gibi etkinlikler eğitimin tüm kademelerinde yapılmalıdır.”  Bir çok bilim adamı ya da kadını konuyla ilgili olarak bir çok yöntem söylese de problemimiz hep aynıdır. Kelime servetinin yetişen nesilde fakirliği. Konuyu yakinen takip edip bilenler elbetteki Türkçe öğretmenleridir. Kelime servetinin zenginleştirilmesi görevi de doğal olarak onlara düşmektedir. Türkçe öğretmenleri öğrencilerini tanımalı, eksikliklerini görebilmeli, eksikliklerin nasıl kapanacağı konusunda çözüm üreterek kendi yöntemini kendi üretmelidir.
Hızla gelişen medeniyetler içerisinde yerimizi korumak ve geliştirmek istiyorsak, kültürün biricik ilerleme kaynağı olan kelime servetimizi genişletmeli ve dilimize sahip çıkmalıyız.

 

 


KAYNAKÇA
1) Muharrem Ergin, Türk Dil Bilgisi, Bayrak Basım yayım, İstanbul 2002.
2) Doğan Aksan, Türkçe’nin Gücü, Bilgi Yayınevi, İstanbul 2005.
3) Türk Ocakları Basın, Yayın Eğitim  Hizmetleri İşletmesi, Nilgün Çelebi, Dil,Söz,Konuşma makalesi, Türk Yurdu Dergisi, Şubat-Mart sayısı, Ankara 2001.
4) Musa Çiftçi, “Türkçe Öğretiminde Temel İlkeler” Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, S.1, 1998.
5) Doğan AKSAN, Türkçenin Söz Varlığı, Engin Yayınları, Ankara, 1996.
6) http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/169/celal.doc.
7) Mehmet Akalın, Modern Lengüistiğe Giriş İletişim ve Dil Lengüistik Yapılıkçılık, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İzmir 1983.

8) Safvet SENİH, Kelimeler Armonisi, Işık Yayınları, İstanbul, 2004.

9) Dil Dergisi,Zeynep Çetinkaya Makalesi, Basit Tekrar ve Alıştırmalar Yoluyla Sözcük Öğretimi,Ankara Üniversitesi Basımevi,Ekim-Kasım-Aralık 2005.
10) Osman GÖKER, Üniversite Öğrencileri İçin Türkçe, Ankara, 1998.
11) Mehmed DOĞAN, “Makaleler” Baharda Meram Dergisi, 2003.
12) Yavuz Bülent BAKİLER, “Doğru Söze Ne Denir?” Yenişafak Gazetesi, 21 Mart 2001.
13) Erdal Ceyhan, Birol Yiğit, Konu Alanı Ders Kitabı İncelemesi, Anı yayıncılık, Ankara 2004.
14) Dil Dergisi,Seda Gökmen Makalesi, Okul Öncesi Eğitim Materyallerinde Kullanılan Kavramların Kavram Alanlarına Göre Dağılımı,Ankara Üniversitesi Basımevi,Temmuz-Ağustos-Eylül 2005.
15) Talim Terbiye Kurulu Başkanlığının 22.09.1981 tarih ve 172 sayılı kararıyla kabul edilen  Türkçe Eğitim Programı.
16) M.Fevzi Aksarı, T.Köksal, Kelimeler, Der Hessische KulturMinister, Weisbaden, 1988.
17) Necati BAYKOÇ, M.ARI, “12-30 Aylık Türk Çocuklarında Dilin Kazanılması”,Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Dergisi, Ankara, 1989.
18) Mübeccel Gönen,Elif Çelebi Öncü,Sonnur Işıtan, Milli Edebiyat Dergisi, Sayı 164, Güz 2004.
19) Doğan Aksan,  Her Yönüyle Dil / Ana Çizgileriyle Dilbilim,TDK Yay., Ankara 1998.
20)  İdris Karakuş,  Türkçe Türk Dili ve Edebiyatı Öğretimi, Sistem Ofset Yayınları, Ankara 2000.
21) Zeynep Korkmaz, Cumhuriyet Döneminde Türk Dili, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 1974.
22) MEB, Türkçe Eğitimi ve Öğretimi Kılavuzu,  MEB Yayınları,  Ankara 1985.
23)  Mesiha Tosunoğlu, Kelime Servetinin Eğitim Öğretimdeki Yeri ve Önemi, Millî Eğitim Dergisi, 2000.
24) İsmail Alıcıgüzel, İlk ve Orta Dereceli Okullarda Öğretim,İnkılâp ve Aka Kitapevi, İstanbul 1979.

 

Son Güncelleme: Cuma, 16 Aralık 2011 18:35
 
Telif Hakkı © 2012 Open Source Matters. Tüm Hakları Saklıdır.
Joomla! GNU/GPL lisansı altında özgür bir yazılımdır.