Home BiLGi BANKASI AVNİ (Fatih Sultan Mehmet)

ANKET

En Çok Sevdiğiniz Yayın Hangisidir?
 
 
AVNİ (Fatih Sultan Mehmet) PDF Yazdır e-Posta
Özkan NAMLI tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 29 Ağustos 2011 16:55

T.C.

DUMLUPINAR ÜNİVERSİTESİ

FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ

TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜ

AVNÎ

HAYATI-SANATI-ESERLERİ

(YAZ DÖNEMİ )

HAZIRLAYAN

Özkan NAMLI

ÖDEV DANIŞMANI

Yar. Doç. Dr. Mustafa GÜNEŞ

2006

KÜTAHYA

İÇİNDEKİLER

15.YÜZYIL GENEL ÖZELLİKLERİ…………………………………3

AVNÎ.......................................................................................................…5

Hayatı………………………………………………………………….5

Sanatı………………………………………………………………….7

Eserleri………………………………………………………………..10

AVNÎ’NİN BEYİTLERİNDEN SEÇMELER………………………….11

BİBLİYOGRAFYA……………………………………………………….17

15. YÜZYIL

Şairlerin sanatsal verimlilikleri incelenirken, şairin yaşadığı dönemin özelliklerini (siyasi-politik-sanatsal) bilmek gereklidir. Çünkü şairlerin sanatsal verimliliklerini inceleyebilmek için, yaşadığı sanatsal çevreyi ve devletin sanatçıya yaklaşımını bilmek araştırıcının işini kolaylaştıracaktır. Hele bu şair, Avnî gibi döneminde, dünya siyasetinde söz sahibi olan, çağ açıp çağ kapatan bir şairse.

15.yüzyılın başındaki Timur istilası, Anadolu’da siyasi bir boşluğa sebep olsa da bu belirsizlik edebî sahaya yansımamıştır. ‘‘Osmanlı sahasında oldukça verimli bir edebi hareketlilik göze çarpar.’’[1] 15. yüzyılda Osmanlı sahasında döneme ve daha sonraki dönemlere mührünü vuracak pek çok şair yetişmiştir. Ahmed-i Da’î, Nizamî, Ahmedî, Şeyhî, Necâtî, Ahmet Paşa gibi dönemde önemli şairlerin yetişmesine vesile olan da Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u çok büyük bir kültür merkezi yapma kaygısı gütmesindendir.

Fatih, Sahn-ı Saman denilen sekiz medreseyi İstanbul’da kurmuştur. Fatih’in İstanbul için düşüncelerini bu medreseden yola çıkarak anlayabiliriz. Kendisi de bu dönemde Avnî mahlasıyla şiirler yazarak adeta dönem şairlerine ön ayak olmuştur. 15.yüzyılda Anadolu’da ve Rumeli’de edebiyat Fatih’in de büyük çabalar sarf etmesi sonucu büyük gelişmeler göstermiştir. Divan edebiyatı artık kuruluş dönemini tamamlamış klasik bir edebiyat olma yolundaki adımlarını kendinden emin bir eda ile bu dönemde atmaya devam etmiştir.

Bu dönemde mensur birçok eser verilmiştir. Mensur eser oluşturulurken iki amaç güdülmüştür. Bunlardan birincisi, sanat gayesi; ikincisiyse toplumu bilinçlendirme gayesinin ön planda olmasıdır. Tüm bu sanatsal aktiviteler İstanbul’un fethiyle birlikte saray çevresine taşınmıştır. Saray çevresinde gelişen edebiyat ve buna bağlı olarak şairlerin Farsça ve Arapçaya duydukları ilgi, Türkçenin gelişmesini bu dönemde duraksatmıştır. Bu yüzyıldaki şairlerin İran Edebiyatı’na öykünmeleri sonucunda Türkçe, hızla Arapça ve Farsça kelimelerin istilasına uğramıştır.

15. yüzyıldaki siyasî, edebi ve politik durum genel itibariyle yukarda bahsettiğimiz şekildedir. İşte böyle bir dönem içinde hem imparatorluk yöneten hem şairlerin ve bilim adamlarının üretkenliklerini arttırmak için elinden geleni yapan ve tüm bu işler içerisinde şiir gibi özveri isteyen sanatsal bir varlık ile de uğraşan Avnî’nin hayatını, sanatını ve eserlerini dönem şartlarından hareket ederek irdelemeye çalışalım.

AVNÎ (1432 – 1487)

Hayatı: Avnî mahlasıyla şiirler yazan Fatih Sultan Mehmet, 15. yüzyılda yaşamış hükümdar şâirdir. Babası II. Murat sayesinde edebiyat eğitimi yanında din, felsefe, coğrafya ve astronomi eğitimi de almıştır. Onun yetişmesinde ince eleyip sık dokuyan babası, adeta kendi kültür yağı içerisinde bilimle sanatla kavurmuştur. Bilim, sanat gibi donanımların yanında devlet yönetimiyle ilgili olarak da sürekli eğitim almıştır.

Fatih Sultan Mehmet’in hayatı devlet meseleleri ekseninde şekillenmiştir. Bilindiği gibi babasının inzivaya çekilmesi sonucu çok küçük yaşta imparatorluk tahtına oturtulmuş ve devleti yönetmesi istenmiştir. Ama dış güçlerin bunu fırsat gibi düşünmesi sonucu Fatih tahtını babasına devretmiştir. Beş yıl gibi bir süreden sonra tekrar geçecek olduğu tahtına, bu sefer bir çocuk gibi değil İstanbul’u fethedecek bir kahraman olarak oturacaktı. Bu süre zarfında kendini her yönüyle yetiştiren Fatih Sultan Mehmet her yönden mükemmel bir imparator olarak on dokuz yaşında tekrar tahtını devralmıştır.

Fatih Sultan Mehmet, imanı ve adaleti, vakalara yaklaşımı, halkını gözetmesi gibi üstün değerlere sahip bir imparatorluk adamıydı. Bunun yanında hayata bakış açısı, bilimin ve sanatın ışığı ekseninde daha gerçekçi ve ön yargısız olmuştur. Fatih Sultan Mehmet ülkesi ve halkı için çalışan her kalemi ya da kılıcı desteklemiş sahip çıkmıştır. Elbette! Döneminin edebî çevrelerine destek çıkmayacağını düşünmek, onun gibi şair bir sultandan beklenmeyecek bire durumdur. Fatih Sultan Mehmet, padişahlığı döneminde şairlere ve sanat adamlarına destek vermiş, onları sürekli üretmeleri için teşvik etmiştir. Onun gibi bir cihan padişahı o dönemde ne düşündü bilinmez ama İslamî çevreler tarafından hoş karşılanmasa da o kendi resmini bile yaptırtmıştır. Belki de bunu şöyle yorumlamak en güzeli o, çağdaşlığa ve medeniyete sanatla ulaşılabilineceğini düşünüyordu ki sanatın her alanına açık padişah ve şairdi.

Fatih, derin tasavvuf terbiyesi almış bir hükümdardır. Bu sebepten dolayı döneminde dünyanın en adil padişahları arasında sayılmaktaydı. İnsan hak ve özgür-lüklerine ileri derecede saygı duyan bir imparatordu. Devlet sınırları içerisinde yaşayan toplulukların dilini rahatça konuşup, dinini rahatça yaşayabilmesi onun ne kadar hoşgörülü bir hükümdar olduğunu göstermeye yetecektir. İmparatorluk sınırları içerisinde din, dil, ırk ayrımı yapılmamaktaydı; onun için önemli olan kökü derinlerde olan bir kültür yaratmak ve hoşgörülü bir medeniyet olabilmekti.

II. Murat, oğlu Fatih’ i yetiştirirken devrin en kapsamlı hocalarını getirmiş, oğlunu derin ve geniş yelpazeli bir kültür adamı olarak yetiştirmişti. Fatih o kadar alçak gönüllü bir hükümdardır ki hocalarına saygıda hiçbir zaman kusur etmez; padişahken bile hocası cami kapısından girdiği zaman ayağa kalkardı. Buradan anlayabiliriz ki, Fatih çok mütevazı ve çok alçak gönüllü bir karakterdir. Fatih’ in ilim hocaları: Molla Hüsrev, Molla Gûranî, Molla Yegân, Hızır Bey Çelebi, Hocazâde gibi asrın bilim adamlarıdır. Fatih Türkçe, Arapça, Acemceden başka Yunan ve Sırp dillerini de biliyordu, zengin kütüphanesindeki kitapların çoğu Yunancadan oluşuyordu. İşte böyle geniş bir bilgi birikimine sahip, sanata düşkün olan bir padişahın sanat eseri vermemesini beklemek elbette mümkünsüzdür.

Sanatı: Fatih, bir sanat adamıydı. O şiirin yanında birçok sanat dalıyla da ilgilenmiş bir hükümdar şairdir. Batıdaki köklü sanatın gelişmesini hayranlıkla izliyor ve takdir ediyordu. Onun resim sanatıyla olan bağına yukarıda da değilmişti ki onun sanata ne kadar geniş bir pencereden baktığını buradan da anlayabiliriz.

Fatih Sultan Mehmet’in mimarî sanatına da yakınlığı ve gıptası fethettiği topraklara yaptırttığı yüzlerce yapıttan çok rahat bir şekilde anlaşılabilir. Sarayını yüzlerce süs eşyası ve resimlerle donatması onun sanata ne kadar meraklı bir hükümdar olduğu tezini perçinleyen davranışlardandır.

Sanata bu kadar düşkün olan Fatih Sultan Mehmet döneminin kuvvetli bir şairiydi. Avnî mahlasıyla şiirler yazan Fatih Sultan Mehmet, duru söyleyişiyle ve duygu dolu beyitleriyle dikkat çekicidir. Fatih’in duygu dünyasının ne kadar derin ve kırılgan olduğunu biz duygu dolu beyitlerinden anlayabiliriz.

Sevdün ol dilberi söz eslemedün vây gönül

Eyledün kenözüni âleme rüsvay gönül

İşte görülüyor ki böyle heybetli bir hükümdarın bir sevgili yüzünden iç dünyasında düştüğü durum dikkat çekicidir. Bu mısralar, Fatih’in duygu dünyasındaki kırılganlığın ve sitemin göstergesidir. Aynı zamanda onun ne kadar usta bir söyleyişe sahip olduğunun da açık delilidir.

Fatih’in duygu dünyasındaki ışıltıyı Nihat Sami BANARLI şöyle tanımlamıştır: ‘‘Fatih’in aşk şiirleri, genç ve güzel bir padişahın her emrine amade, kolay sevgiler için değil; sevgileri gönülde sıcak ürperişler uyandıran güzeller için söylenmiştir’’[2] İşte Fatih’in duygu dünyasındaki derinliğin lisan halinde tecellisi budur. Fatih, içindeki sevgili sancısını mısralara dökebilen bir şairdir. Biz emininiz ki o eğer zamanını sadece şiir sanatı üzerine kullansaydı, döneminde en usta şairlerin isimleri yanına mahlasını altın harflerle yazdırabilirdi. Onun şiirleri dikkatlice incelendiği zaman beyitler içerisindeki keskin zekâ ve ince nükte hemen göze çarpmaktadır.

Fatih, dünya üzerindeki fetihçi kimliğini adeta şiir dünyası üzerinde de ortaya koymuştur. Bu kimliği onun Gönülnâme adlı eserinde öne çıkmaktadır. Çünkü bu şiiri nazire mahiyetindedir. Fatih’in gönül redifli bu muhammesi dönemindeki güçlü şairler arasına Fatihâne bir katılıştı. Fatih’in en önemli erdemi biliyoruz ki korkusuzluk ve özgüvendir. Bu erdemini şiir sanatı üzerinde de sergilemekten hiç çekinmeyen Avnî, güçlü söyleyişe sahip şairlere bile çekinmeden nazire yazmıştır.

Avnî’nin nazire yaptığı eser Melîhî tarafından ilk olarak gönül redifli olarak ortaya çıkarılmıştır. Melîhî’nin ortaya attığı bu furyaya Fatih de bir nazire ile karşılık vermiştir. İşte bu eser Avnî’nin Gönülnâme’sidir. Melîhî güçlü bir söyleyişe sahip olan bir şair olsa da Avnî de ona nazire yazmaktan geri kalmayan kuvvetli bir şairdir. Hatta denilebilir ki yer yer Melîhî’den daha güçlü bir söyleyişin olduğunu Avnî’nin Gönülnâme’sinde görmek mümkündür.

Seni bend etdi çün ol zülf-i semen-sây gönül

Kılmadun dahi halâs olmag içün rây gönül

Etdi sevdâ seni âlemlere rüsvây gönül

Gönül eyvây gönül vay gönül eyvây gönül

*

Gül yüzünde göreli zülf-i semen-say gönül

Kara sevdada yeler bî-ser ü bî-pay gönül

Demedüm mi sana dolaşma ana hây gönül

Vay gönül vay bu gönül vay gönül eyvây gönül

Ahmed’im kim okunur nâmım ile nâme i aşk

Germdür sözlerimün sûzile hengâme-i aşk

Dil elinden biçilübdür boyuma came-i aşk

Vay gönül vay bu gönül vay gönül eyvây gönül

*

Sevdün ol dilberi söz eslemedün vây gönül

Eyledün kenözüni âleme rüsvay gönül

Sana cevr eylemede kılmaz o pervây gönül

Cevre sabr eylemezsün nideyin hây gönül

Gönül eyvây gönül vay gönül eyvây gönül

Yukarıda yazılan ilk bent Melîhi’ye, sonraki iki dörtlük Ahmet Paşa’ya son bent ise Avnî’ye aittir. Beyitler dikkatle incelendiği zaman fark ediliyor ki Fatih’in dönem şairlerinden pek de geri kalır yanı yoktur. Aslında bazı mısralarda anlaşılıyor ki söyleyişte, dönemin en önemli şairlerinden bile öne geçtiği fark edilmektedir.

Sonuç olarak, Fatih’in sanatı hakkında söylenmesi gerekenler şöyledir: Fatih bir imparatordur. Osmanlı gibi çok ırklı bir imparatorluğu yönetmek elbette güçtür. Bunun yanında bir fetih adamı olmak da ayrı bir gurur verici durumdur. Tüm bu devlet işlerinden zaman ayırıp Fatih gibi bir dünya imparatorunun şiir yazması bizim için ayrı bir gurur kaynağıdır. İşte bunlar düşünülüp bu pencereden bakıldığında Avnî mahlasıyla şiirler yazan Fatih Sultan Mehmet’in şiir sahasında çok ilerleme kaydedemeyeceğini düşünenler yanılmaktadır. Güçlü şiir adamlarının bulunduğu bir dönemde eser veren Avnî dönem şairlerinden çok da geride kalmamış hatta bazı noktalarda onların önüne geçmeyi bile başarmıştır. Onun ne kadar sanatçı bir hükümdar olduğunu anlamak için beyitler içerisinde yitip gitmeye hiç gerek yoktur. Sadece İstanbul’un fethini düşünmek onun ne kadar keskin zekâlı ve sanatçı bir hükümdar olduğunu anlamaya yetecektir.

Eserleri: Fatih’in Divanı’nın ilk defa Yavuz Sultan Selim’in emriyle yazıldığı kaynaklarda geçmektedir. Fakat henüz bir divanının somut olarak ortada olmayışı nedeniyle bu bilgi kesin değildir.

‘‘Fatih’in şiirleri, Upsala Krallık Üniversitesi Kitap Sarayı’ndaki bir mecmuadan ve Osmanlı Tezkirelerinden derlenerek önce Alman âlimi G. Jacop tarafından, 1904 de Berlin’de neşredilmiştir.’’[3]

Türkiye’de Avnî üzerine ciddi bir çalışma Kemal Edip ÜNSEL tarafından 1946 da yapılmıştır. İstanbul Millet Kütüphanesi’ndeki talik yazmadan fotoğrafları çekilerek Fatih’in Şiirleri adıyla yayımlanmıştır.

Fatih’in şiirleri üzerine bir başka çalışmayı Saffet Sıtkı BİLMEN yapmıştır. Eserinin adı ise Fâtih Dîvânı’dır. Eser İstanbul’da 1944 yılında yayımlanmıştır. Bunun yanında birkaç çalışma daha vardır bunlar: Ahmet AYMUTLU, Fatih ve Şiirleri, İst. 1959 Fatih’in şiirleri üzerine kırk sahifelik tetkik makalesi de Prof. Dr. Abdülkadir KARAHAN tarafından Fâtih Şâir Avnî adıyla 1954 de İstanbul’da yayımlanmıştır.

Fatih başarılı bir devlet adamlığının yanı sıra edebiyat alanında da varlık göstermiştir. Yaptığı yazılı anlaşmaların yanı sıra sanatsal bir faaliyet olan şiir alanında da kalemini göstermiştir. O güçlü bir imparator olmakla birlikte aşk sancılarını dile getiren güçlü beyitlerin şairi de olmayı başarmış bir duygu adamıdır.

AVNÎ’NİN BEYİTLERİNDEN SEÇMELER

1)

Ağlasa derd-i derûnum çeşm-i giryânım sana

Âşikâr olurdu gâlib râz-ı pinhânım sana

Mesned-i hüsn üzre sen ben hâk-i rehde pâymâl

Mûr hâlin nice arz ede Süleyman'ım sana

Şem'i gör kim meclisinde ağlayıp başdan çıkar

Hoş yanar yıkılır ey şem'-i şebistânım sana

Subh gibi sâdık olduğum gam-ı aşkında ben

Gün gibi rûşen durur ey mâh-ı tâbânım sana

Dün rakîbin cevrini men' eyledin ben hastadan

Eyledi te'sir gûyâ âh u efgânım sana

Zahm-ı hicrân şerhi çün mümkün değildir dostum

Sîne-çâkinden haber versin girîbânım sana

Eyleme gönlün gözün cevr ile Avnî'nin harâb

Dürr ü gevherler verir bu bahr ile kânım sana

2)

Bâde-i nâb ile buldu rûh-ı cânân revnak

Gûyiyâ güller ile buldu gülistân revnak

Zülf-i miskîn ki rûh-ı yâr ile tâbende durur

Şem'-i pürnûr ile san buldu şebistân revnak

Göricek yaşımı naz ile salınır ol yâr

Cûyibar ile bulur serv-i hırâmân revnak

İşidip nâlemi handân olur ol yâr bulur

Na'ra-i bülbül ile gonca-i handân revnak

Eşk-i çeşmimle olur lâ'l-i leb-i yâr ferah

Tâb-ı kevkeble bulur lâ'l-i Bedahşân revnak

Hatt u hâl ile bulur Avnî rûh-ı yâr şeref

Bâblarla nitekim buldu Gülistân revnak

3)

Kime yâr olan olan cihân içinde yârum var iken

Kime kul olam o şâh-ı tâcidârum var iken

Hâr u hüsn, neşvünemâ bulur bahar irince ah

Ben hazân-ı hecre düşdüm nevbahârum var iken

Bülbül ü gül işi, nâz ile niyâz ola benüm

Hâsılum dâg- cefadur lalezârum var iken

İntisâbum, hizmetüm bî-rağbet oldı âkıbet

Hâr u zâr oldum, aziz ü kâmkârüm var iken

Leşker-gam, şâh-ı ışka nice bulsun dest-res

Avniyâ meyhâne gibi bir hisârum var iken

4)

Her zaman âşıklara varmak-durur cânâna güç

Arz-ı hâl itmek gedâlar, hazret-i sultâna güç.

Âşıka dünya vü can terkeylemek âsân olur

Lik cânân terkini itmek gelüptür câna güç.

Avniyâ, Zâl-i zamanun mekrine aldanma var,

Kim zenânun cevrini çekmek gelür merdâna güç.

5)

Yime dilberler gamın ey dil ki zâr eyler seni

Ger ‘azîz-i ‘âlem isen dahi hâr eyler seni

Ger siyeh kâküllerün sevdâsın eylersen heves

Âlem içinde perîşân-rûzâr eyler seni

Yüz sürem bir şeh-süvârun atı izine dime

Dahi gerdine irişmedin gubâr eyler seni

Dir imişsün yoluma cân virene rahm eylerem

Bu söz ehl-i hüsn içinde şermsâr eyler seni

Eşk-i sîm ü rûy-ı zerdin yoluna harc eyleyüp

Avnî bir gün dostum kendüye yâr eyler seni

6)

Bezm-i valsa irelüm gül gibi hurrem olalum

Bezm-i gamda nice bir nâleye hem-dem olalum

Sadr-ı meyhâhede rindân ile bezm eyleyüben

Taht-ı Kâvûsa giçüp işret ile cem olalum

Halvetine bizi nâ-mahrem ider zâhidi gör

Duhter-i rezle varup biz dahi mahrem olalum

Yâr cevr itmek ile nâm ü nişân buldıysa

Cevr çekmeklük ile biz de müsellem olalum

Uyma igvâsına ol dîv-rakîbün ‘Avnî

Ol perî yüzlüye meyl eyleyüp âdem olalum

7)

Ey cefa-hû hâtırum derd ile mahzûn eyledün

Zahm-ı sînemden gözüm yaşın ciger-gûn eyledün

Gam beyâbânında şeydâ idüp ey Leylî-hırâm

‘Akl u hûşumdan ayırdun beni Mecnûn eyledün

Eşk-i sîm ü rûy-zerdüm nakdini izhâr idüp

Dostum uşşâk içinde beni Kârûn eyledün

La’l-i nâbun yâdına kan içmek idi âdetüm

Eşk-i hûnînüm ana yâr itdün efzûn eyledün

Çün gubâr-ı hicre teskîn virmedi ne fâyide

Gözlerüm yaşını dut kim Nîl ü Ceyhûn eyledün

Hicr bî-dâdına ülfet dutmış idi ‘Avnînün

Gayrlarla ıyş idüp hâlin diger-gûn eyledün

8)

Behişt gibi hârabât sahnı oldı vasî

Ki anda mug-beçeler var ki hûr-şekl bedî

Nesim-i rûh-fezâsıyla şeş cihet memlû

Ya çâr fasl-ı hevâsı misâl-i fasl-ı rebî

Safâyile ire mi anda tîre-dil sûfî

Meger mübeddel ide eylüge hısâl-i şenî

Çü dürd-keş ki ola anda cur’a nûş eyler

Bin olsa cürm verâ bir latîfeyile şefî

O mülke vü anun ahline iriş ey Avnî

Bu devr ehline bakma eger şerîf ü vasî

9)

Gözümden akan yaş mıdur kan mıdur

Lebün yâdına la’l ü mercân mıdur

Gönülde ne var ise fâş itdi göz

Seni sevdügüm ya’ni pinhân mıdur

Gözüm ile deryâ nice bahs ide

Gözüm gibi ol gevher-efşân mıdur

Gönül ıztırâb ile oldı helâk

Gelen görün ol âfet-cân mıdur

Dimiş ‘Avnîye ben cefâ itmezem

Ana cevr iden yoksa devrân mıdur

10)

Bir güneş yüzli melek gördüm ki âlem mâhıdur

Ol kara sünbülleri âşıklarınun âhıdur

Karalar giymiş meh-i tâbân gibi ol serv-i nâz

Mülk-i efrengün Meger kim hüsn içinde şâhıdur

Ukde-i îmân olmaz ol âşıklarun gümrâhıdur

Gamzesi öldürdügine lebleri cânlar virür

Var ise ol rûh-bahşun dîn-i İsâ râhıdur

Avniyâ kılma gümân kim sana râm ola Nigâr

Sen Sitanbul şâhısun ol da Kalâta şâhıdur

BİBLİYOGRAFYA

1) Ahmet KABAKLI Türk Edebiyatı Vakfı İstanbul 2002

2) Cihan OKUYUCU, Hükümdar Osmanlı şairleri ve Fatih, Fetih Fatih ve İstanbul bilgi şöleni, İstanbul, May. 2003

3) Mine MENGİ, Eski Türk Edebiyatı Tarihi Edebiyat Tarihi-Metinler, AKÇAĞ yayınları ANKARA.



[1] Mine MENGi, Eski Türk Edebiyatı Tarihi Edebiyat Tarihi-Metinler, Akçağ yayınları, Ankara, sayfa: 104

[2] Nihat Sami BANARLI Resimli Türk Edebiyatı Tarihi M.E. B. yayınları İstanbul 2004 sayfa:445.

[3] Nihat Sami BANARLI Resimli Türk Edebiyatı Tarihi M.E. B. yayınları İstanbul 2004 sayfa:447

Son Güncelleme: Pazartesi, 29 Ağustos 2011 17:25
 
Telif Hakkı © 2012 Open Source Matters. Tüm Hakları Saklıdır.
Joomla! GNU/GPL lisansı altında özgür bir yazılımdır.